Geçen haftaki yazımda Samsun’a gidemeyişimin hayal kırıklığını dile getirmiştim sizlere, maçın bitiş düdüğü ile birlikte “iyi ki gitmemişim” dedim. O kadar emindim ki şampiyonluğun Samsunspor deplasmanında geleceğinden.
Son sezonlarda artık gelenek haline gelen şampiyonluk deplasmanı için WhatsApp grubumuzda sezon başında yaptığımız ankette, Gençlerbirliği ya da Samsunspor maçlarını işaret etmiştim, hatta Fenerbahçe derbisi sonrası olduğu için her ne kadar Gençlerbirliği deplasmanını istesem de, Samsun deplasmanında bu düğümün çözüleceğine inandığımı söylemiştim fakat, sonucun böyle olacağını kim bilebilirdi ki.
Şampiyonluğu bu akşam Antalyaspor karşısında, 55 bin taraftarın da desteğiyle ilan etmeye artık çok yakınız. Geçen haftaki hatayı tekrar edeceğimizi düşünmüyorum. Muhtemelen festival havasında bir ortam yaşayacağız. Tabii dilerim bu festival havası sahadaki oyuna da yansır.
Yunus Akgün, Samsunspor maçındaki jeneriklik gol vuruşu. Görsel Galatasaray’ın Instagram sayfasından alınmıştır.
Samsunspor maçını tam anlamıyla izlediğimi söyleyemem, izlediğim bölümlerde ise Samsunspor dominasyonunu net bir şekilde gördüm. Galatasaray adına Şampiyonlar Ligi’ndeki normal süresi 3-0 biten Juventus deplasmanı ve yine Şampiyonlar Ligi’ndeki 4-0 biten Liverpool maçları ile birlikte en vasat üçüncü performans oldu bu. Juventus ve Liverpool maçlarında yaşadığımız çaresizliğin bir benzerini Orta Karadeniz ekibi yaşattı bizlere geçen hafta.
Aslında Uğurcan ve Sara dışında ideal bir 11 ile sahadaydı Galatasaray. Sara sakatlık nedeniyle kadroya alınmadı ama, Uğurcan’ın yokluğunu fazlasıyla hissettik. Günay karakter olarak değerli bir isim, camianın böyle karakterlere de ihtiyacı var fakat, özellikle bu sezon özelinde Günay eline geçen hiçbir fırsatı değerlendiremedi.
Kadro değeri 350 milyon euro bandında gösterilen bir takımın 2. kalecisi daha güven veren bir isim olmalı sanırım.
Günay’ı insan olarak severim fakat, Şampiyonlar Ligi’nde onun performansına mecbur kalmadığımız için de kendimi şanslı hissediyorum. Yerli bir yedek kaleci arayışı varsa aslında çok da uzakta aramamak lazım, zamanında bonservisi bizde olan Okan Kocuk bence 2. kaleci tercihi için Günay’ın fersah fersah önünde bir performans sergiliyor.
Günay Güvenç’in Samsunspor maçında kırmızı kart gördüğü pozisyon. Görsel fotomac.com.tr sitesinden alınmıştır.
Okan Kocuk ile ilgili yorumumu bu geçen hafta oynanan Samsunspor maçı özelinde söylemiyorum, Okan Çaykur Rizespor’a kiralandığı dönemde de görevini layıkıyla yerine getiren bir isim, Samsunspor’da da oldukça başarılı. Okan yerine neden Günay tercih edildi, hangi analiz ve veriye göre bilmiyorum ama, umarım bu sezon sonunda 2. kaleci için de mantıklı bir hamle gelir, yoksa önümüzdeki sezon Uğurcan’ın olmadığı durumlarda benzer kabuslar yaşamamız kaçınılmaz olacak.
Okan Kocuk. Görsel Beinsport.com adresinden alınmıştır.
Dediğim gibi maçı 90 dakika oturup izlemedim, maçın henüz başında Yunus’un jeneriklik golü ile birlikte ben de biraz şampiyonluk havasına girdim. O yüzden Günay dışında bir performans değerlendirmesi yapmam söz konusu değil. Zaten artık sahadaki oyunu konuşmanın da çok anlamlı olmadığı virajları dönüyoruz.
Bu akşam gelecek şampiyonluk ile birlikte artık genel bir sezon değerlendirmesi ve önümüzdeki senenin kadro ve sportif planlaması üzerine konuşacağız uzun uzun.
İnanılmaz yoğun bir haftanın ardından, geç kalan bir maç yazısıyla sizlerle birlikteyiz. Galatasaray’ın Samsunspor deplasmanını beklerken, bulutlu bir İstanbul sabahı derbi karşılaşmasını ve gündemi değerlendirmek için güzel bir fırsat bizler adına.
Lucas Torreira’nın golü sonrası takımın gol sevinci. Görsel Anka Haber Ajansı’na aittir.
Geçen hafta Gençlerbirliği maçını değerlendirdiğim yazımda, Fenerbahçe maçı sonucunun ne olursa olsun şampiyonluğa olan inancımı belirtmiştim ve en iyi senaryo ile 32. haftaya giriyoruz. Fenerbahçe karşısında elde edilen 3-0 gibi net bir skorla şampiyonluğa sadece 2 puan uzaktayız artık.
Eskilerin deyimiyle, ‘Şampiiii’.
Yarın akşam yağmurlu bir Samsun deplasmanında Galatasaray’ın hata yapmadan şampiyonluğunu matematiksel olarak ilan edeceğini düşünüyorum, Aslında yarın maçı Samsun’da takip edecektim fakat, bilet alacağımız platformun küçük bir sürpriziyle sepetimdeki biletler elimden uçtu. İki yıldır ritüel haline gelen şampiyonluk deplasmanına bu sene küçük bir ara vereceğiz. Önümüzdeki sene her ne pahasına olursa olsun şampiyonluk maçında tribünde yerimi alacağım, tabii biletinial.com yine bir sürpriz yapmazsa 🙂
Bütün bir hafta Fenerbahçe’nin Osimhen’in bandajla oynamaması için Türkiye Futbol Federasyonu’na dilekçe yazdığı iddialarıyla geçti. Böyle bir dilekçe yazıldı mı, yazıldıysa federasyonun ilgili kurulları bunu değerlendirdi mi, Fenerbahçe’ye ne cevap verildi bilmiyorum. Açıkçası birçok Galatasaray taraftarının aksine, eğer iddia doğruysa ve böyle bir talepte bulunulduysa Türkiye Futbol Federasyonu’ndan, Fenerbahçe’nin bu talebini hiç ciddiye almadığım gibi, hiçbir kızgınlık ya da öfke belirtisi de göstermedim.
Geçtiğimiz birkaç sezon kendi oyuncuları da aynı şekilde bandajla oynarken, bunun futbolcu sağlığına olan etkisiyle ilgili hiçbir değerlendirme duymadım Fenerbahçe camiasından fakat, mesele şampiyonluksa eğer, tabii ki bu alanda ‘legal’ tüm hamleleri yapmak hakkınız. Fenerbahçe de öyle yaptı, şansını denedi.
Geçtiğimiz sezon Edin Džeko, Youssef En-Nesyri, Mert Hakan Yandaş ve Jayden Oosterwolde de Fenerbahçe forması ile sahaya çıkarken kollarında bandaj gördük. Kamuoyunun bütün hafta konuştuğu bu bandaj meselesi aslında gereksiz uzadı, ama güzel reyting getirdiği için ısrarla konuşulmaya devam etti.
Çünkü oyuncular sahaya çıkarken bu bandajları kendileri sarmıyor. Bu işi yapan lisanslı birkaç kuruluş, FIFA’nın ve UEFA’nın bu konudaki limitlerini dikkate alarak bu bandaj işlemlerini uyguluyor. Ya da kulübün sağlık ekib FIFA’nın ve UEFA’nın ilgili yönetmeliklerini de gözeterek bu tedavi işlemini uyguluyor. Osimhen’in bandajını da bu yönetmelikler dahilinde Galatasaray’ın sağlık ekibi geliştirdi. Bu nedenle Osimhen’in Fenerbahçe karşılaşmasında sahada olup olmayacağının kararı Galatasaray teknik ekibinin kararı olacaktı, Türkiye Futbol Federasyonu’nun ya da Yasin Kol’un değil. Bu kadar gündem olması sanıyorum maçın hakeminin açıklanmasından önce biraz gündem belirleme çalışmalarıydı.
Edin Džeko’nun kol bandajı. Görsel Beinsports.com’dan alınmıştır.
Derbi karşılaşmasına her iki takım da ideal diyebileceğimiz onbirleri ile çıktı, Fenerbahçe’de Asensio’yu saymazsak tabii.
Asensio dönmüş olsaydı muhtemelen Talisca ileri uçta görev alacak, arkasında Asensio’yu izleyecektik fakat, Asensio maç kadrosunda olmasına rağmen riske edilmedi teknik ekip tarafından. Sahada olsaydı oyun Galatasaray açısından bu kadar rahat olmazdı ama, bunu da belirtmek gerekiyor.
Asensio oyuna her an etki edebilecek kapasitede bir oyuncu. Fenerbahçe’nin son haftalardaki puan kayıplarını bu açıdan değerlendirirsek, Asensio son haftalarda forma giyebilseydi Fenerbahçe’nin Rams Park’a daha az puan farkıyla ya da önde gelmemesi için hiçbir neden yoktu.
Marco Asensio, Fenerbahçe idmanında.
Aynı şey Osimhen ve Galatasaray için de geçerli tabii, Osimhen’in sahada olduğu bir Kocaelispor maçında Galatasaray puan kaybeder miydi? Kendi evinde çok ihtimal vermiyorum, gerçi Osimhen olmasa da Galatasaray’ın kendi evinde oynadığı bir Kocaelispor maçında puan kaybetmemesi gerekir ama, Galatasaray bazen işi zora sokmayı seviyor. Kerem Aktürkoğlu’nun da dediği gibi.
Böylesi daha tatlı oldu.
Perşembe akşamına kadar bu varsayımın gölgesinde geçti derbi haftası. Hakem ataması haber bültenlerine düştüğündeyse artık hiç kimse Osimhen’in sahaya ne şekilde çıkacağıyla ilgili konuşmuyordu.
Tekrara düşeceğim belki ama, ben hiçbir zaman puan kaybını ya da mağlubiyetleri hakeme bağlamayacağım. Özellikle bütçe olarak Türkiye Ligi’nin çok üzerinde bir kadroya ve imkanlara sahip Galatasaray, hakemi de yenebilmeli. O yüzden Yasin Kol atamasını Galatasaray’ın aleyhine bir hamle olarak değerlendirmedim. Yasin Kol’un iyi bir hakem olduğunu düşünmüyorum ama, bu atamada beni en çok rahatsız eden şey, Yasin Kol’un İngilizce bilmemesi. Zaten bu yüzden de FIFA kokartı alamıyor kendisi.
Yasin Kol’un Ederson’a kırmızı kart gösterdiği an. Görsel cumhuriyet.com.tr’den alınmıştır.
Aslında mesele Yasin Kol’un bu maça hakem olarak atanması değil gerçekten. Yabancı sınırının büyük oranda esnetilmesi ile birlikte sadece üç büyükler değil, ligimizdeki takımların neredeyse tamamı sahaya en az 7-8 yabancı futbolcu ile çıkıyor. Galatasaray, Fenerbahçe maçına 7 yabancı oyuncu ile başladı. Fenerbahçe de ise bu sayı 10.
Bir zamanlar Galatasaray sahaya 8 yabancı ile çıkarken, “İstiklal marşını kim okuyacak?” diyerek eleştiri yağmuruna tutan arkadaşlar, Fenerbahçe’nin sahaya 10 yabancı ile çıkmasına ne diyecek, onu da çok merak ediyorum, o da başka bir yazının konusu olur beki 🙂
Sahadaki 22 futbolcunun 17’si Yasin Kol ile aynı dili konuşmuyorken, Fenerbahçe’nin takım kaptanı da Slovak bir futbolcuyken, Yasin Kol oyuncularla nasıl iletişim kurdu hiçbir fikrim yok. Bildiğim kadarıyla maç esnasında hakemlerin ses kaydı alınıyor, Türkiye Futbol Federasyonu bu kayıtları yayınlarsa biz de Yasin Kol’un sahada futbolcularla nasıl iletişim kurduğunu öğrenmiş olacağız.
İletişimi sahadaki yerli oyuncular üzerinden kurduğu varsayımıyla düşünürsek, ilk yarıda Kerem Aktürkoğlu sakatlık ya da teknik bir nedenle kenara gelmiş olsa, yerine girecek isim Musaba. Böyle bir durumda 11 yabancı futbolcu ile sahada yer alan bir Fenerbahçe takımı ile Yasin Kol nasıl iletişim kuracaktı, gerçek bir muamma. Herhalde İsmail Yüksek tercüman olarak saha içinde görev alacaktı.
Trabzonspor’un da şampiyonluk yolunda matematiksel olarak da iddiasının devam ettiğini düşünürsek, Yasin Kol’un Trabzon bölge hakemi olması bir yana, Yasin Kol’un daha önce yönettiği derbilerde verdiği hatalı mı bilmiyorum fakat, kamuoyunu ikiye bölen onlarca tartışmalı kararları da bir yana, adam sahadaki oyuncuların yarısından fazlasıyla ortak bir dil konuşma becerisine sahip değilken, bu atamayı yapan Merkez Hakem Kurulu ve Türkiye Futbol Federasyonu gerçekten neyi referans aldı bu atamayı yaparken, akıl alır gibi değil.
Hafta içi basın organlarında gördüğüm kadarıyla bu maçtaki performansı da 8.8 gibi bir puan ile ödüllendirilmiş Yasin Kol’un. Sanıyorum aynı maçı izlemedik Merkez Hakem Kurulu ile.
Bütün bunları bir kenara bırakır, oyunun kendisine dönecek olursak, Galatasaray son haftalarda hata yapsa da bu maçta şampiyonluğu hakettiğini ve ne kadar istediğini herkese gösterdi ve rüştünü bir kere daha ispatladı. Şampiyonluk yolunda gerçekten rakip tanımıyor Galatasaray.
İlk 15 dakika Fenerbahçe’nin kontrolünde geçen bir oyun vardı. Kaçan penaltı ile birlikte rüzgar tersine döndü. Yine eskilerin deyimiyle,
Atamayana atarlar.
Penaltı konusunda birçok kişi ile aynı fikirdeyim, Tedesco’nun burada tercihi Talisca mıydı, yoksa o an etki mi edemedi sahadaki oyunculara bilmiyoruz fakat, ben saha kenarında olsam, topu emanet edeceğim kişi Kerem Aktürkoğlu olurdu.
Skoru bulması halinde Galatasaray deplasmanında oyunun kalanını düşünürsek hem daha motive olmuş bir Kerem Aktürkoğlu izleyecektik, hem de maçın başında çok ağır küfürler edilen Kerem Aktürkoğlu’nun ikonik ‘Harry Potter’ sevinci ile maç sonuna kadar olmasa da en azından ilk yarı sonuna kadar sinmiş bir Galatasaray tribünü izleyecektik. Tribünde olduğum için, bu senaryo gerçekleşmediği için çok mutluyum.
Kerem Aktürkoğlu’nun ikonik ‘Harry Potter’ gol sevinci. Görsel turkiyegazetesi.com.tr adresinden alınmıştır.
Kaçan penaltı sonra rüzgarı arkasına alan Galatasaray, ilk yarıyı hem skor hem de oyun anlamında önde tamamladı. Galatasaray’ın kazandığı penaltı pozisyonu ile birlikte de zaten Galatasaray artık şampiyonluğunu ilan etmiş oldu, matematiksel olarak değil belki ama, herşeyden önce Fenerbahçe bunu kabullenmiş oldu. Penaltı pozisyonu kaçtıktan sonra Fenerbahçe’nin reaksiyon gösterebildiği tek an sanırım Talisca’nın uzak mesafelerden denediği, direğin yanından dışarı çıkan top oldu. O pozisyon dışında hiçbir varlık gösteremedi Fenerbahçe.
Genelde niyet okumayı sevmem ama, Ederson’un penaltı pozisyonunda yaptıkları kabul edilebilir gibi değil. Bütün kamuoyu gibi ben de Ederson’un kendisini ve takımını sabote ettiği kanaatindeyim. Samandıra’da ne yaşandı son zamanlarda bilmiyorum ama, Ederson’un kariyerine ve Fenerbahçe’nin büyüklüğüne yakışmadı yaşananlar. Ederson kendini oyundan ihraç ettirmek adına bu kadar motive olacağına penaltıyı kurtarmaya odaklanmış olsa, maçın Fenerbahçe lehine sonlanması halinde tarih yazmış olacaktı. Anlaşılan Ederson, Fenerbahçe için tarih olmak istiyor, tarih yazmak değil. Yaz transfer döneminde makul bir fesih bedeli ile yolların ayrılacağı kanaatindeyim kendisiyle.
Önceki yazımda da belirtmiştim, “Son 10 haftaya lider girdiği 11 sezonun tamamında şampiyonluk ipini göğüsleyen Galatasaray”, istatistiği biraz daha geliştirerek, artık “Son 10 haftaya lider girdiği 12 sezonunda tamamında şampiyonluk ipini göğüsleyen Galatasaray” olarak anlatılacak önümüzdeki sezon. Rakipler için gerçekten ürkütücü ve can sıkıcı bir istatistik bu.
Galatasaray’ın bu virajı avantajla döneceğini söylemiştik, kültürü ve mazisi zaten bu özgüveni veriyor, hocasından futbolcusuna, yönetiminden taraftarına kadar. Maçın tekrarını izlemedim daha sonra, özeti izledim ertesi gün fakat, tribünden izlediğimden çok da farklı değildi özet görüntüleri. Fenerbahçe bu maçı kazanmak için gelmediği gibi, sahada da bir takım olmaktan uzaktılar. Bunu net bir şekilde söyleyebilirim.
Kazanmak zorunda olduğu bir maçta Fenerbahçe’nin kullandığı şut sayısı 5. Bunların 2’si ceza sahası dışından. Rakip yarı sahadaki pas başarısı ise %60. Bu istatistikler zaten şampiyon olmayı haketmediğini gösteriyor Fenerbahçe’nin. En azından bu maçta.
Maçın istatistiklerine bakarken, Maçkolik’te çok ilginç bir istatistik dikkatimi çekti. Oyuncuların pas yüzdelerini aşağıda görebilirsiniz. Pas isabeti en yüksek 5 oyuncu içerisinde Fenerbahçe’den hiçbir oyuncu yok. Bu çok alışılagelen bir istatistik değil, özellikle şampiyon olma hedefindeki ve şampiyonluk maçına çıkmış bir Fenerbahçe için.
Maçkolik sitesinden pas isabet istatistiği.
Galatasaray’ın artık matematiksel olarak şampiyonluğunu ilanını beklerken, Fenerbahçeli arkadaşlarım o kadar da üzgün değiller bu arada. Sezon başından itibaren Galatasaray’ın sürpriz birkaç puan kaybı dışında da hiç umutlu değillerdi zaten şampiyonluk hedefi konusunda. Zaten son yıllardaki dramatik puan kayıplarına ve kaçan şampiyonluklara alıştılar.
Ama asıl problem, Fenerbahçe önümüzdeki sene de şampiyonluk için hiçbir umut ışığı yansıtmıyor. Derbinin son düdüğünün üzerinden 24 saat geçmeden, sezon başında büyük umutlarla getirilen ve her ne kadar şampiyonluk ipini göğüslememiş olsa da bence başarısız diyemeyeceğimiz Tedesco’nun görevine son verildi ve olağanüstü seçimli genel kurul kararı alındı. Fenerbahçe’yi önümüzdeki sezon, bir sürpriz olmazsa, yine zor bir süreç bekliyor. Hele 5 sene üst üste şampiyonluk hedefine kilitlenmiş bir Galatasaray ve Okan Buruk karşılarında iken. Bekleyip göreceğiz.
Galatasaray – Fenerbahçe maçında Okan Buruk takımını yönlendirirken. Görsel tgrthaber.com sitesinden alınmıştır.
Uzun zamandır yazmayınca, yazıları biraz geç ve uzun yazıyorum farkındayım, ritmi bulana kadar affınıza sığınıyorum. Yarın bu saatlerde büyük bir aksilik olmazsa 26. şampiyonluğumuzu ilan etmiş olacağız. Belki maç değerlendirmesi değil ama, yarın akşam bir ‘şampiyonluk değerlendirmesi’ ile burada olmayı planlıyorum. Yarın akşam görüşmek dileğiyle.
Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.
Ulusal egemenliği Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün bu cümlesinden daha iyi anlatan bir ifade yok sanırım tarihte.
Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi’nin açılışının ve Türk halkının egemenliğini ilânının 106. yılı kutlu olsun!
Hepimizin ama öncelikle tüm çocukların 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun!
İyi oyunun değil, kazanmanın önemli olduğu haftalardan birini oynadı Galatasaray.
Geçen haftaki yazıda söylediğim gibi, son 10 haftaya lider girdiği 11 sezonun tamamında şampiyonluk ipini göğüsleyen Galatasaray, biraz da bu geleneği arkasına alarak gitti Gençlerbirliği deplasmanına ve bir gün önce Fenerbahçe’nin sürpriz diyebileceğimiz puan kaybı sonrası, Fenerbahçe derbisi öncesi puan farkını yeniden 4’e çıkardı.
Galatasaray kafilesi Esenboğa Havalimanı’nda.
Fenerbahçe’nin puan kaybına sürpriz diyoruz fakat, artık çok da sürpriz değil söz konusu Fenerbahçe olunca. Çünkü Fenerbahçe bu maçları oynayamıyor, sadece bu sezon değil, son 4 sezon Galatasaray’ın puan kaybı yaşadığı tüm haftalar Fenerbahçe bir şekilde puan kaybı yaşadı.
Fenerbahçe – Çaykur Rizespor. Çaykur Rizespor’un uzatmaların son anında gelen golü sonrası Fenerbahçeli futbolcular.
Aslında yazılarımın temeli Galatasaray, fakat yeri gelmişken Fenerbahçe ile ilgili de birkaç cümle yazmak isterim. Ali Koç’un başkan seçilmesi ile birlikte ama, özellikle son 4 sezondur Fenerbahçe’nin en büyük motivasyonu ve taraftarı konsolide etmek için kullandığı ve inandığı etken ‘yapı’ydı.
Sürekli bunu dile getirdiler, maç öncesinde, maç sonrasında, genel kurulda. Yöneticileri, teknik heyet, taraftar ve kimi zaman futbolcuları bile bunu dile getirdi fakat, Çaykur Rizespor maçında bir kere daha gördük ki, Fenerbahçe’nin başarısızlığının birinci nedeni ‘yapı’ değil, ‘yapı’ var ya da yok, bu başka bir yazının ve hatta yazıların konusu olabilir ama, başarısızlığın birinci faktörü kesinlikle iddia ettikleri gibi ‘yapı’ değil, olamaz. Fenerbahçe’nin başarısız olmasının en büyük nedenine ‘yapı’ demek, futbolun doğrularına ihanet etmek anlamına geliyor, çünkü Fenerbahçe futbolun doğrularını uygulamıyor, ne yönetim kademesinde, ne de sahada.
Fenerbahçe, her ne kadar sevmesem de, Türkiye’nin köklü spor kulüplerinden birisi ve 12 yıldır şampiyonluk hasreti çekiyorlar. Ve son sezonlara baktığımızda şampiyonluğa en yakın oldukları an bu hafta olabilir. Galatasaray taraftarının bir dönem mottosuydu, “Galatasaray tarihinin en önemli maçı.” diyerek konsantrasyon sağlanırdı camia içerisinde. Sanırım Fenerbahçe için de Fenerbahçe tarihinin değil belki ama, son zamanların en önemli maçıydı Çaykur Rizespor maçı.
Galatasaray’ın önceki hafta aldığı sürpriz beraberlikle, aslında Fenerbahçe rüzgarı arkasına almıştı. Kendi evinde, kendi seyircisi önünde, kümede kalmak ya da Avrupa Kupası hedefi olmayan orta sıralara demir atmış bir Çaykur Rizespor bekliyordu Fenerbahçe’yi. Öyle ki, Çaykur Rizespor ile oynadıkları son 20 maçtır sadece 1 kere kaybetmişlerdi. Sanırım maçtan önce Recep Uçar’a sorsalar, 2-0, 3-0 gibi skorlara razı olurdu.
Taraflı tarafsız bütün otoriteler Fenerbahçe’nin çok rahat şekilde galip geleceğini ve Galatasaray maçı öncesi rakibine mesaj vereceğini düşünüyordu. Çünkü Fenerbahçe bu maçı kayıpsız atlatsa, 1 puan farkla lider olacak ve tam olarak kaos olmasa da, bir bocalama dönemi içerisindeki Galatasaray ertesi akşam düşme hattının çok da uzağında olmayan Gençlerbirliği maçına çıkacak.
Fenerbahçe, Çaykur Rizespor karşısında kazanmış olsa, bu yazının konusu çok başka olabilirdi fakat, öyle olmadı.
Galatasaray geçen haftaki Kocaelispor beraberliği sonrası aslında ciddi bir panik havasına bürünmüştü. Öyle ki, benim hala aklımın almadığı bir hamle ile taraftara açık olarak yaptığı idmanda ultrAslan Başkanı Sebahattin Şirin’in eline ‘megafon’ tutuşturup, futbolculara motivasyon konuşması yaptırdı.
Benzer işler. ultrAslan lideri Sebahattin Şirin’in megafonlu motivasyon konuşması.
Bu konuyla ilgili çok yorum yapmak istemiyorum ama, Sebahattin Şirin’in yaptığı konuşmanın profesyonel futbolcular üzerinde ne gibi bir etkisi olacağını düşündü ve oraya davet etti yönetim, akıl alır gibi değil gerçekten.
Ali Koç maç dönüşü eline megafon alıp, camiayı ve futbolcuları motive etmeye çalıştığı zaman ben de dahil tüm Galatasaraylılar kahkaha atmıştık, Sebahattin Şirin’in bu görüntüsüne bu açıdan bakmakta fayda var.
Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç, Trabzonspor deplasmanı dönüşünde Sabiha Gökçen Havalimanı’nda basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
Maça gelecek olursak, bir gün önce Fenerbahçe’nin yaptığı jesti geri çevirmeyen Galatasaray, maçın son anlarında skorun da verdiği stresi saymazsak rahat bir maç kazandı.
Maça geçmeden önce çok kısa hakemle ilgili görüşümü belirtmek istiyorum.
Hakem konuşmayı sevmem fakat, Gençlerbirliği maçında Galatasaray’ın iptal edilen 3. golündeki ofsayt kararı beni tatmin etmediği gibi, bence yarı otomatik ofsayt sistemi ve var hakemlerini de tatmin etmemiş olacak ki, kararı orta hakeme bıraktılar ve Batuhan Kolak da bence, maçın buradan sonra döneceğine ihtimal vermediği için, ‘güvenli bölgede’ kalarak golü iptal etti. Şans da kendisinden yanaydı ve Galatasaray kayıpsız döndü bu virajı, aksi halde Batuhan Kolak’ı uykusuz bir cumartersi gecesi ve huzursuz bir pazar kahvaltısı bekliyordu olacaktı. Nitekim hep söylenir ya, ‘şans yanında’ydı.
Gençlerbirliği – Galatasaray maçında, Galatasaray’ın ‘ofsayt şüphesi’yle iptal edilen 3. golünün yarı otomatik ofsayt sisteminden gelen ofsayt çizgisi.
Maç içerisinde son 3 sezondur gördüğümüz, özellikle ligin son düzlüğünde oynanan dominant oyundan eser yoktu, bence Okan Buruk da, oyuncuları da kafalarındaki oyunu sahaya yansıtamadı, ama kazanmak önemliydi, özellikle Fenerbahçe’nin puan kaybettiği hafta ve Türkiye Kupası maçını saymazsak önümüzdeki Fenerbahçe maçı öncesi.
Icardi ile ilgili uzun uzun yazacağım ama, bu maç özelinde Icardi’nin gol bulması çok önemliydi, deplasmanda da olsa ‘Aşkın Olayım’ söylemek hem Icardi’ye hem de taraftara iyi geldi.
Sezon başından beri futbol sohbetlerinde vurguladığım da buydu, Icardi formsuz, o bildiğimiz Icardi değil ama, herşeye rağmen Icardi. Onsekiz yayı çevresinde ve altı pas civarında topla buluştuğu zaman neler yapabileceğini gösterdi.
Yaşım 36 ve en azından 25-26 yıldır Türkiye ve Avrupa futbolunu takip ederim, özet dahi olsa maçları izlemeye çalışırım, şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, son vuruş ve golü koklama konularında Icardi gerçekten ‘top class’ bir forvet. Ne kadar formsuz ve mutsuz olsa da, ceza sahası içinde topla buluştuğu zaman güven veren ve skoru bulan ‘nadide’ bir forvet.
Artık yaşı ve form durumu gereği takımın birinci tercihi olmadığı açık ama, bence hala katkı sağlayabilecek klasta. İngilizlerin futbol literatürüne kazandırdığı o meşhur sözü hatırlatmakta fayda var.
Form geçici, klas kalıcıdır.
Mauro Icardi’nin Gençlerbirliği maçındaki gol vuruşu.
Artık iyi oyundan ziyade, 3 puan almanın çok önemli olduğu bir haftaya giriyoruz. Fenerbahçe maçını kazanması halinde Galatasaray’a kalan 3 maçta 2 puan yetiyor, matematiksel olarak şampiyon olabilmesi için.
Kaybetmesi halinde de ben Galatasaray’ın şampiyon olacağına inanıyorum. Buraları iyi oynuyor Galatasaray, genlerinde bu var.
Fenerbahçe maçında iki takımdan da iyi oyun beklemiyorum, ikisi de bu maçı en az kayıpla atlatıp, sonraki haftalarda kendisi kazanırken, rakibinin puan kaybetmesini bekleyecek.
Tabii 4 puan fark ipleri biraz Okan Buruk’a ve Galatasaray’a veriyor, hamle yapmak zorunda olan bir Tedesco ve Fenerbahçe olacak ve ne Tedesco ne de Fenerbahçe, en azından bu sezon, bu alanda rüştünü ispatlamış değil.
O yüzden Galatasaray’ın en azından kaybetmeyeceği düşüncesindeyim, tabii bu denkleme henüz Osimhen ve Asensio dahil olmuş değil, iki oyuncu da maça doğrudan etki edebilecek kadar etkin ve yetenekli.
Osimhen’in sahada olması bekleniyor, Asensio ile ilgili net bir bilgi yok ama, Çaykur Rizespor maçında sanırım puan kaybı beklentisi olmadığı için riske edilmedi, Galatasaray maçında tüm riskler alınıp oynatılır diye düşünüyorum Asensio.
Yazıyı noktalamadan önce bir parantez de Leroy Sané için açmak istiyorum. Leroy Sané kafasını oyuna verdiği zaman inanılmaz bir oyuncu, eskilerin ‘çilingir’ dediği türden. Nitekim Gençlerbirliği maçında 2 asisti ve ‘ofsayt şüphesi’ ile iptal edilen golü ile bunu bir kere daha gözler önüne serdi. Tabii burada Galatasaray’ın sosyal medya paylaşımına da yer vermek gerekiyor, bize de pas atarak Leroy Sané’yi yüceltmek istemişler.
Çarşamba günü Gençlerbirliği ile Türkiye Kupası maçında karşı karşıya geleceğiz, Fenerbahçe maçı öncesi güzel bir hazırlık şansı, oyun planını kurmak ve eksikleri görmek açısından değerli, bu defa Rams Park’ta tabii maç. O maçtan sonra görüşmek dileğiyle.
Ligin ilk yarısında sürpriz şekilde puan kaybı yaşanan Kocaelispor deplasmanı sonrası Kocaelispor Başkanı Recep Durul’un maç sonu röportajında Galatasaray’ı hedef gösteren spekülatif açıklamalarının gölgesinde bir 29. hafta maçı bizleri bekliyordu.
Haftaiçi 26. haftanın erteleme maçında 3 puanı hanesine yazdıran Galatasaray, hem 4 puan farkını korumanın motivasyonu, hem ligin ilk yarısındaki mağlubiyetin rövanşını alma isteği, ama en önemlisi Kocaelispor Başkanı Recep Durul’un hem ligin ilk yarısındaki maç sonrası hem de 29. haftanın başından beri devam ettirdiği spekülatif açıklamaların
‘intikamı’nı alacak olmanın ‘hırsı’yla bu maça hazırlandı.
Kocaelispor Başkanı Recep Durul
Haftaya erteleme maçı olan Göztepe karşılaşmasında 3 puan parolası ile giren ve bunu başaran Galatasaray, Kocaelispor maçını sadece ‘intikam’ olarak görüyordu, kimsenin puan kaybı gibi bir düşüncesi yoktu aslında. Hatta taraftarlar o kadar emindi ki galibiyetten, Göztepe maçı sonrası sosyal medya platformlarında “Maçta penaltı olursa Uğurcan kullanmalı.” diyerek kampanya yürütmeye bile başlamıştı. Nitekim maçta penaltı olmadığı gibi, penaltıyı Uğurcan da kullanamadı, ‘intikam’ da alınamadı. Kocaelispor camiası ve başkanından ‘intikam’ alma motivasyonu da bir başka bahara kaldı. Bir parantez de Kocaelispor Başkanı için açmak gerekiyor tabii burada, Kocaelispor Başkanı bu senenin Galatasaray karşısında tek kazananı, şimdilik tabii.
Göztepe – Galatasaray, 26. hafta maçı
Maça gelecek olursak; Galatasaray son 10 haftasına lider girdiği 11 sezonun tamamında şampiyon olmuştu ve Kocaelispor maçı öncesi aslında ligin bittiği kanatindeydi bütün spor otoriteleri, Fenerbahçe’ye ve Trabzonspor’a gerçek anlamda şans veren kimse yoktu.
Galatasaray’ın son 10 haftasına lider girdiği 11 sezonun tamamında şampiyonluk ipini göğüslemiş olması gerçekten iyi bir gelenek ve rakipler için korkutucu bir gözdağı. Ama şampiyonluklar maalesef kağıt üzerinde kazanılmıyor. Galatasaray’ın bu 11 sezonunun herhalde 8’ini 9’unu net bir şekilde hatırlarım, sanırım ligin son 10 haftasında organize olmaktan en uzak Galatasaray’ı izliyoruz bu sezon.
Geçtiğimiz 3 sezonun dominant ve futbolun doğrularını sahaya yansıtan Okan Buruk’u ve Galatasaray’ı göremedim Kocaelispor karşılaşmasında. Yüzde 68 gibi bir topa sahip olma oranına rağmen Galatasaray’ın şut sayısı 12, kaleyi bulan ise 6 şut. Yüzde 32 topla oynayan Kocaelispor’un şut sayısı 9, kaleyi bulan şutu ise 2.
Icardi ile ilgili uzun uzun yazacağım önümüzdeki günlerde ama, Icardi’nin 2 sezon sırtladığı bu camiaya bir borcu var, teknik ekibin kendisini motive etmesine de ihtiyacı yok, zaten tribünlerde onun gol atmasını ve hep birlikte ‘Aşkın olayım’ diye haykırmak isteyen 50 bin taraftar var, Icardi için bundan daha iyi bir motivasyon kaynağı olamaz diye düşünüyorum. Sezon sonunda Icardi ile yolların ayrılacağını düşünürsek, en azından ‘son bir dans’ı hakettiğini düşünüyorum oyuncunun da, taraftarın da.
Icardi
Galatasaray’ın hala şampiyon olacağına inancım tam, ama bu sezon az önce de bahsettiğim ‘futbolun doğruları’nı yapmaktan uzak bir Galatasaray var, Osimhen özelinde kurulan oyun planı ve Osimhen’in talihsiz sakatlığı sonrası yaşanan kaos bunu zaten gözle önüne seriyor.
Yıllar sonra yazmaya devam etme kararı aldığım için Kocaelispor maçıyla ilgili birkaç satır yazmak istedim ama, bundan sonra daha sık yazmaya çalışacağım ve şampiyonluk sonucundan bağımsız olarak Galatasaray’ın ve Galatasaray taraftarının bu sezon yaşadığı o ‘kendini beğenmişlik travması’ ile ilgili uzun uzun yazacağım en kısa zamanda. Kocaelispor maçı aslında bu ‘kendini beğenmişlik travması’nın tezahürüydü. Maç daha oynanmadan Uğurcan’a penaltı kurdurma fantezileri önce Kocaelispor kalecisi, daha sonra Kocaelispor Başkanı Recep Durul duvarı ile yerle yeksan oldu. Bunu konuşmakta gerçekten fayda var. Önümüzdeki sezon üst üste 5. şampiyonluk motivasyonu ile başlayacağımız ligde ayakları yere basan bir Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’nde de daha başarılı olacaktır.