26 Nisan 2026, GS – FB, 3:0

İnanılmaz yoğun bir haftanın ardından, geç kalan bir maç yazısıyla sizlerle birlikteyiz. Galatasaray’ın Samsunspor deplasmanını beklerken, bulutlu bir İstanbul sabahı derbi karşılaşmasını ve gündemi değerlendirmek için güzel bir fırsat bizler adına.

Lucas Torreira’nın golü sonrası takımın gol sevinci. Görsel Anka Haber Ajansı’na aittir.

Geçen hafta Gençlerbirliği maçını değerlendirdiğim yazımda, Fenerbahçe maçı sonucunun ne olursa olsun şampiyonluğa olan inancımı belirtmiştim ve en iyi senaryo ile 32. haftaya giriyoruz. Fenerbahçe karşısında elde edilen 3-0 gibi net bir skorla şampiyonluğa sadece 2 puan uzaktayız artık.

Eskilerin deyimiyle, ‘Şampiiii’.

Yarın akşam yağmurlu bir Samsun deplasmanında Galatasaray’ın hata yapmadan şampiyonluğunu matematiksel olarak ilan edeceğini düşünüyorum, Aslında yarın maçı Samsun’da takip edecektim fakat, bilet alacağımız platformun küçük bir sürpriziyle sepetimdeki biletler elimden uçtu. İki yıldır ritüel haline gelen şampiyonluk deplasmanına bu sene küçük bir ara vereceğiz. Önümüzdeki sene her ne pahasına olursa olsun şampiyonluk maçında tribünde yerimi alacağım, tabii biletinial.com yine bir sürpriz yapmazsa 🙂

Bütün bir hafta Fenerbahçe’nin Osimhen’in bandajla oynamaması için Türkiye Futbol Federasyonu’na dilekçe yazdığı iddialarıyla geçti. Böyle bir dilekçe yazıldı mı, yazıldıysa federasyonun ilgili kurulları bunu değerlendirdi mi, Fenerbahçe’ye ne cevap verildi bilmiyorum. Açıkçası birçok Galatasaray taraftarının aksine, eğer iddia doğruysa ve böyle bir talepte bulunulduysa Türkiye Futbol Federasyonu’ndan, Fenerbahçe’nin bu talebini hiç ciddiye almadığım gibi, hiçbir kızgınlık ya da öfke belirtisi de göstermedim.

Geçtiğimiz birkaç sezon kendi oyuncuları da aynı şekilde bandajla oynarken, bunun futbolcu sağlığına olan etkisiyle ilgili hiçbir değerlendirme duymadım Fenerbahçe camiasından fakat, mesele şampiyonluksa eğer, tabii ki bu alanda ‘legal’ tüm hamleleri yapmak hakkınız. Fenerbahçe de öyle yaptı, şansını denedi.

Geçtiğimiz sezon Edin Džeko, Youssef En-Nesyri, Mert Hakan Yandaş ve Jayden Oosterwolde de Fenerbahçe forması ile sahaya çıkarken kollarında bandaj gördük. Kamuoyunun bütün hafta konuştuğu bu bandaj meselesi aslında gereksiz uzadı, ama güzel reyting getirdiği için ısrarla konuşulmaya devam etti.

Çünkü oyuncular sahaya çıkarken bu bandajları kendileri sarmıyor. Bu işi yapan lisanslı birkaç kuruluş, FIFA’nın ve UEFA’nın bu konudaki limitlerini dikkate alarak bu bandaj işlemlerini uyguluyor. Ya da kulübün sağlık ekib FIFA’nın ve UEFA’nın ilgili yönetmeliklerini de gözeterek bu tedavi işlemini uyguluyor. Osimhen’in bandajını da bu yönetmelikler dahilinde Galatasaray’ın sağlık ekibi geliştirdi. Bu nedenle Osimhen’in Fenerbahçe karşılaşmasında sahada olup olmayacağının kararı Galatasaray teknik ekibinin kararı olacaktı, Türkiye Futbol Federasyonu’nun ya da Yasin Kol’un değil. Bu kadar gündem olması sanıyorum maçın hakeminin açıklanmasından önce biraz gündem belirleme çalışmalarıydı.

Edin Džeko’nun kol bandajı. Görsel Beinsports.com’dan alınmıştır.

Derbi karşılaşmasına her iki takım da ideal diyebileceğimiz onbirleri ile çıktı, Fenerbahçe’de Asensio’yu saymazsak tabii.

Asensio dönmüş olsaydı muhtemelen Talisca ileri uçta görev alacak, arkasında Asensio’yu izleyecektik fakat, Asensio maç kadrosunda olmasına rağmen riske edilmedi teknik ekip tarafından. Sahada olsaydı oyun Galatasaray açısından bu kadar rahat olmazdı ama, bunu da belirtmek gerekiyor.

Asensio oyuna her an etki edebilecek kapasitede bir oyuncu. Fenerbahçe’nin son haftalardaki puan kayıplarını bu açıdan değerlendirirsek, Asensio son haftalarda forma giyebilseydi Fenerbahçe’nin Rams Park’a daha az puan farkıyla ya da önde gelmemesi için hiçbir neden yoktu.

Marco Asensio, Fenerbahçe idmanında.

Aynı şey Osimhen ve Galatasaray için de geçerli tabii, Osimhen’in sahada olduğu bir Kocaelispor maçında Galatasaray puan kaybeder miydi? Kendi evinde çok ihtimal vermiyorum, gerçi Osimhen olmasa da Galatasaray’ın kendi evinde oynadığı bir Kocaelispor maçında puan kaybetmemesi gerekir ama, Galatasaray bazen işi zora sokmayı seviyor. Kerem Aktürkoğlu’nun da dediği gibi.

Böylesi daha tatlı oldu.

Perşembe akşamına kadar bu varsayımın gölgesinde geçti derbi haftası. Hakem ataması haber bültenlerine düştüğündeyse artık hiç kimse Osimhen’in sahaya ne şekilde çıkacağıyla ilgili konuşmuyordu.

Tekrara düşeceğim belki ama, ben hiçbir zaman puan kaybını ya da mağlubiyetleri hakeme bağlamayacağım. Özellikle bütçe olarak Türkiye Ligi’nin çok üzerinde bir kadroya ve imkanlara sahip Galatasaray, hakemi de yenebilmeli. O yüzden Yasin Kol atamasını Galatasaray’ın aleyhine bir hamle olarak değerlendirmedim. Yasin Kol’un iyi bir hakem olduğunu düşünmüyorum ama, bu atamada beni en çok rahatsız eden şey, Yasin Kol’un İngilizce bilmemesi. Zaten bu yüzden de FIFA kokartı alamıyor kendisi.

Yasin Kol’un Ederson’a kırmızı kart gösterdiği an. Görsel cumhuriyet.com.tr’den alınmıştır.

Aslında mesele Yasin Kol’un bu maça hakem olarak atanması değil gerçekten. Yabancı sınırının büyük oranda esnetilmesi ile birlikte sadece üç büyükler değil, ligimizdeki takımların neredeyse tamamı sahaya en az 7-8 yabancı futbolcu ile çıkıyor. Galatasaray, Fenerbahçe maçına 7 yabancı oyuncu ile başladı. Fenerbahçe de ise bu sayı 10.

Bir zamanlar Galatasaray sahaya 8 yabancı ile çıkarken, “İstiklal marşını kim okuyacak?” diyerek eleştiri yağmuruna tutan arkadaşlar, Fenerbahçe’nin sahaya 10 yabancı ile çıkmasına ne diyecek, onu da çok merak ediyorum, o da başka bir yazının konusu olur beki 🙂

Sahadaki 22 futbolcunun 17’si Yasin Kol ile aynı dili konuşmuyorken, Fenerbahçe’nin takım kaptanı da Slovak bir futbolcuyken, Yasin Kol oyuncularla nasıl iletişim kurdu hiçbir fikrim yok. Bildiğim kadarıyla maç esnasında hakemlerin ses kaydı alınıyor, Türkiye Futbol Federasyonu bu kayıtları yayınlarsa biz de Yasin Kol’un sahada futbolcularla nasıl iletişim kurduğunu öğrenmiş olacağız.

İletişimi sahadaki yerli oyuncular üzerinden kurduğu varsayımıyla düşünürsek, ilk yarıda Kerem Aktürkoğlu sakatlık ya da teknik bir nedenle kenara gelmiş olsa, yerine girecek isim Musaba. Böyle bir durumda 11 yabancı futbolcu ile sahada yer alan bir Fenerbahçe takımı ile Yasin Kol nasıl iletişim kuracaktı, gerçek bir muamma. Herhalde İsmail Yüksek tercüman olarak saha içinde görev alacaktı.

Trabzonspor’un da şampiyonluk yolunda matematiksel olarak da iddiasının devam ettiğini düşünürsek, Yasin Kol’un Trabzon bölge hakemi olması bir yana, Yasin Kol’un daha önce yönettiği derbilerde verdiği hatalı mı bilmiyorum fakat, kamuoyunu ikiye bölen onlarca tartışmalı kararları da bir yana, adam sahadaki oyuncuların yarısından fazlasıyla ortak bir dil konuşma becerisine sahip değilken, bu atamayı yapan Merkez Hakem Kurulu ve Türkiye Futbol Federasyonu gerçekten neyi referans aldı bu atamayı yaparken, akıl alır gibi değil.

Hafta içi basın organlarında gördüğüm kadarıyla bu maçtaki performansı da 8.8 gibi bir puan ile ödüllendirilmiş Yasin Kol’un. Sanıyorum aynı maçı izlemedik Merkez Hakem Kurulu ile.

Bütün bunları bir kenara bırakır, oyunun kendisine dönecek olursak, Galatasaray son haftalarda hata yapsa da bu maçta şampiyonluğu hakettiğini ve ne kadar istediğini herkese gösterdi ve rüştünü bir kere daha ispatladı. Şampiyonluk yolunda gerçekten rakip tanımıyor Galatasaray.

İlk 15 dakika Fenerbahçe’nin kontrolünde geçen bir oyun vardı. Kaçan penaltı ile birlikte rüzgar tersine döndü. Yine eskilerin deyimiyle,

Atamayana atarlar.

Penaltı konusunda birçok kişi ile aynı fikirdeyim, Tedesco’nun burada tercihi Talisca mıydı, yoksa o an etki mi edemedi sahadaki oyunculara bilmiyoruz fakat, ben saha kenarında olsam, topu emanet edeceğim kişi Kerem Aktürkoğlu olurdu.

Skoru bulması halinde Galatasaray deplasmanında oyunun kalanını düşünürsek hem daha motive olmuş bir Kerem Aktürkoğlu izleyecektik, hem de maçın başında çok ağır küfürler edilen Kerem Aktürkoğlu’nun ikonik ‘Harry Potter’ sevinci ile maç sonuna kadar olmasa da en azından ilk yarı sonuna kadar sinmiş bir Galatasaray tribünü izleyecektik. Tribünde olduğum için, bu senaryo gerçekleşmediği için çok mutluyum.

Kerem Aktürkoğlu’nun ikonik ‘Harry Potter’ gol sevinci. Görsel turkiyegazetesi.com.tr adresinden alınmıştır.

Kaçan penaltı sonra rüzgarı arkasına alan Galatasaray, ilk yarıyı hem skor hem de oyun anlamında önde tamamladı. Galatasaray’ın kazandığı penaltı pozisyonu ile birlikte de zaten Galatasaray artık şampiyonluğunu ilan etmiş oldu, matematiksel olarak değil belki ama, herşeyden önce Fenerbahçe bunu kabullenmiş oldu. Penaltı pozisyonu kaçtıktan sonra Fenerbahçe’nin reaksiyon gösterebildiği tek an sanırım Talisca’nın uzak mesafelerden denediği, direğin yanından dışarı çıkan top oldu. O pozisyon dışında hiçbir varlık gösteremedi Fenerbahçe.

Genelde niyet okumayı sevmem ama, Ederson’un penaltı pozisyonunda yaptıkları kabul edilebilir gibi değil. Bütün kamuoyu gibi ben de Ederson’un kendisini ve takımını sabote ettiği kanaatindeyim. Samandıra’da ne yaşandı son zamanlarda bilmiyorum ama, Ederson’un kariyerine ve Fenerbahçe’nin büyüklüğüne yakışmadı yaşananlar. Ederson kendini oyundan ihraç ettirmek adına bu kadar motive olacağına penaltıyı kurtarmaya odaklanmış olsa, maçın Fenerbahçe lehine sonlanması halinde tarih yazmış olacaktı. Anlaşılan Ederson, Fenerbahçe için tarih olmak istiyor, tarih yazmak değil. Yaz transfer döneminde makul bir fesih bedeli ile yolların ayrılacağı kanaatindeyim kendisiyle.

Önceki yazımda da belirtmiştim, “Son 10 haftaya lider girdiği 11 sezonun tamamında şampiyonluk ipini göğüsleyen Galatasaray”, istatistiği biraz daha geliştirerek, artık “Son 10 haftaya lider girdiği 12 sezonunda tamamında şampiyonluk ipini göğüsleyen Galatasaray” olarak anlatılacak önümüzdeki sezon. Rakipler için gerçekten ürkütücü ve can sıkıcı bir istatistik bu.

Galatasaray’ın bu virajı avantajla döneceğini söylemiştik, kültürü ve mazisi zaten bu özgüveni veriyor, hocasından futbolcusuna, yönetiminden taraftarına kadar. Maçın tekrarını izlemedim daha sonra, özeti izledim ertesi gün fakat, tribünden izlediğimden çok da farklı değildi özet görüntüleri. Fenerbahçe bu maçı kazanmak için gelmediği gibi, sahada da bir takım olmaktan uzaktılar. Bunu net bir şekilde söyleyebilirim.

Kazanmak zorunda olduğu bir maçta Fenerbahçe’nin kullandığı şut sayısı 5. Bunların 2’si ceza sahası dışından. Rakip yarı sahadaki pas başarısı ise %60. Bu istatistikler zaten şampiyon olmayı haketmediğini gösteriyor Fenerbahçe’nin. En azından bu maçta.

Maçın istatistiklerine bakarken, Maçkolik’te çok ilginç bir istatistik dikkatimi çekti. Oyuncuların pas yüzdelerini aşağıda görebilirsiniz. Pas isabeti en yüksek 5 oyuncu içerisinde Fenerbahçe’den hiçbir oyuncu yok. Bu çok alışılagelen bir istatistik değil, özellikle şampiyon olma hedefindeki ve şampiyonluk maçına çıkmış bir Fenerbahçe için.

Maçkolik sitesinden pas isabet istatistiği.

Galatasaray’ın artık matematiksel olarak şampiyonluğunu ilanını beklerken, Fenerbahçeli arkadaşlarım o kadar da üzgün değiller bu arada. Sezon başından itibaren Galatasaray’ın sürpriz birkaç puan kaybı dışında da hiç umutlu değillerdi zaten şampiyonluk hedefi konusunda. Zaten son yıllardaki dramatik puan kayıplarına ve kaçan şampiyonluklara alıştılar.

Ama asıl problem, Fenerbahçe önümüzdeki sene de şampiyonluk için hiçbir umut ışığı yansıtmıyor. Derbinin son düdüğünün üzerinden 24 saat geçmeden, sezon başında büyük umutlarla getirilen ve her ne kadar şampiyonluk ipini göğüslememiş olsa da bence başarısız diyemeyeceğimiz Tedesco’nun görevine son verildi ve olağanüstü seçimli genel kurul kararı alındı. Fenerbahçe’yi önümüzdeki sezon, bir sürpriz olmazsa, yine zor bir süreç bekliyor. Hele 5 sene üst üste şampiyonluk hedefine kilitlenmiş bir Galatasaray ve Okan Buruk karşılarında iken. Bekleyip göreceğiz.

Galatasaray – Fenerbahçe maçında Okan Buruk takımını yönlendirirken. Görsel tgrthaber.com sitesinden alınmıştır.

Uzun zamandır yazmayınca, yazıları biraz geç ve uzun yazıyorum farkındayım, ritmi bulana kadar affınıza sığınıyorum. Yarın bu saatlerde büyük bir aksilik olmazsa 26. şampiyonluğumuzu ilan etmiş olacağız. Belki maç değerlendirmesi değil ama, yarın akşam bir ‘şampiyonluk değerlendirmesi’ ile burada olmayı planlıyorum. Yarın akşam görüşmek dileğiyle.

Francesc avatarı